Contoh penggunaan: mundane

Camille killed this mundane.
Camille bu sıradanı öldürdü.
No, I don't mean your mundane name.
Dünyevi adını kastetmedim.
They're inside the mundane world.
Sıradanlar'ın Dünyasın'da ipuçları var Düşün Clary.
We're a couple of angels who've touched not only the divine, but the mundane.
Biz sadece ilahi değil dünyevi bir dokunuş almış melekleriz.
Typical mundane failure of imagination.
Sıradanların yetersiz hayal gücü işte.
You were above mundane worries... and left all these problems to your Charlotte.
Dünyevi sorunları aşmıştın.
Raphael, I think I killed a mundane.
Raphael, sanırım bir sıradanı öldürdüm.
Just because you mundane miscreants have no drama in your souls...
Siz dünyevi imansızların ruhlarında hiç heyecan olmadığı için...
It's mundane.
Olağan bişey.
You traded your place in God's plan for the pathetically mundane.
Tanrı'nın planındaki rolünü sıradan şeylere değişmişsin.
It's mundane and simple.
Olağan ve basit.
Well, it's teaching me the value of a mundane human experience.
Bana sıradan işlerin ne kadar değerli olduğunu öğretiyor.
Even your most mundane actions, like the zoo.
Hayvanat bahçesi gibi, en olağan davranışlarını bile.
I mean, anything unusual, even the mundane.
Demek istediğim, garip herşey, sıradan olsa bile.
I'm letting Mr. Homn handle all the mundane details.
Bay Homn'un bütün olağan detaylarla başa çıkmasına izin veriyorum.
Money, in fact, appears only to serve as an incentive for repetitive, mundane actions- a role we have just now shown can be replaced by machine.
Para esasında yalnızca mükerrer, sıradan eylemlerde bir teşvik işlevi görür ki az önce bunların makinelerce yapılabileceğini gösterdik.