Exemples d'utilisation: robin

This is where the robin has his nest.
Ardıç kuşunun yuvası burada.
Oh, this is no stroller, Robin.
Bu bebek arabası değil, Robin.
Go in through the robin.
Kızılgerdan içeri geçin.
So I had to quickly make up something, so I pretended a robin flew into it.
Çabucak bir şey uydurmam gerekiyordu, ben de kızılgerdan gözüme uçtu numarası yaptım.
Well, some are hummingbirds, some are robins.
Bazıları sinekkuşu olurlar, bazıları kızılgerdan.
Robin's nest.
Kızılgerdan yuvası.
Sometimes I'd pass with the pain and dream of robins and the good.
Bazen acıdan bayılır, kızılgerdanları ve hayrı düşlerdim.
I love robins.
Kızılgerdanları çok severim.
A poor misguided robin has broken a windowpane.
Yolunu şaşırmış zavallı bir kızılgerdan camı kırmış.
One day Robin will fly again.
Bir gün Ardıç Kuşu tekrar uçacak.
And Robin was staying with her coworker, Patrice.
Robin de iş arkadaşı Patrice'in yanında kalıyordu.
He is brave Sir Robin Brave Sir Robin who--
O Cesur Sir Robin Cesur Sir Robin o--
And does Robin know where it is, this pact?
Peki Robin antlaşmanın nerede olduğunu biliyor mu?
Why would Robin Hood give money to a knight?
Robin Hood neden bir şövalyeye para versin ki?
And Robin was the father of Noel, the best man?
Ayrıca Robin, sağdıç Noel'in de babası, değil mi?
I found Robin Prescott's wallet.
Robin Prescott'ın cüzdanını buldum.